hoşgör balıkçısı
Yaz güneşi bütün
kudretiyle doğmuştu, içimde bu ışık huzmesine rağmen yine de bir sıkıntı vardı.
Martıların çığlıkları odamın içini doldurmaya başlamıştı bile. Bu seslerle
beraber kendimi yataktan bir çırpıda attım. Yüzümü yıkamak için tuvalete doğru
gittim. Aynadaki yüzümle bakıştım bir süre. 17 yaşında soluk suratlı bir erkek
bana bakıyordu. Ben de ona bir süre
bakıp o günün başlaması için gereken izni verdim. Elimi yüzümü soğuk suyla
yıkadım. Güne başlamak için hazırdım. Rıza kaptanın yanında çırak olarak
çalışıyordum. O balıkları tutarken karısı da sahil kenarındaki küçük bir balık
lokantası işletiyordu; yani Hoşgör Balıkçısı’nı. Buraların en ünlü
balıkçılarından birisiydi, Hoşgör Balıkçısı. Bu mütevazı iş sayesinde iyi de
para biriktirmiştim. Ancak Rıza kaptanın yanında karın tokluğuna çalışmıyordum,
bambaşka bir sebebim vardı bunun için; karısı Asuman. Biliyorum benimki
imkânsız bir aşktı, ama içimi böylesine kıpır kıpır eden başka bir varlık yoktu
bu dünyada. Asuman’ın altın sarısı saçlarını görmeden sanki yaşadığım günün bir
anlamı yokmuş gibi geliyordu bana. İçime çektiğim ilk oksijen Asuman’ın
saçlarının arasından geçip gelen rüzgârın taneleriydi benim için. Hayatımın ilk
aşkıydı Asuman ve belki de bir daha kimseyi böyle sevemeyecektim. O’na daha
yakın olabilmek için kocasının çırağı olarak işe başlamam belki de dünyanın en
saçma şeylerinden biriydi ama mutlu muydum? Evet. Bu işten bir an olsun pişmanlık
duymamıştım.
Her zamanki gibi
saat 7 gibi evden çıktım. Bugün belki şansım yaver gider ve Asuman’ı bir
şekilde etkilerim diye düşündüm; diğer bütün günler gibi. Aslında gerçekten
amacım O’nu elde etmek değildi. Sadece biraz daha yakın olmak istedim. Bu
açıdan bakılınca hayatımın geri kalanı hakkında bir pek fikrim yoktu. Asuman ve
O’nun altın sarısı saçlarını görebileceğim herhangi bir hayat uygundu benim
için. Sahile yaklaştıkça çığırtkan martıların sesi yükseliyordu. Martıların bu
haykırışları bana her zaman için iyi hissettirmiştir. Daha çok kahkaha gibi gelen
bu sesler sanki halime gülüyorlarmış gibi hissettirirdi. Buna aslında kızmam
hatta gücenmem gerekirdi değil mi? Ama hayır, ben de onlara hak verdim; halime
gülünmeyecekti de ne olacaktı?
Sahil kenarına
varmıştım. Esnafa ve tanıdığım birkaç kedi ve köpeğe selam verdim. Asuman’ı
görmekten sonra beni bu iş için yükselten şeylerden biri de sahil kenarında
verdiğim bu küçük selamlardı. Sonunda gelmiştim; küçük balık lokantamız ve
hemen önünde balığa çıktığımız küçük sandalımız. Lokantanın penceresinden içeriye
bakıp Asuman’ı görmeye çalıştım. Bu artık benim için bir refleksti adeta. Her
zaman olduğu gibi ilk olarak yaz güneşini kıskandıran sarı saçları gözüme
çarptı. Asuman hafif yapılı bir kadındı;
boyu normalden biraz uzundu. İnce bir beli ve o belini yarımca kapatan uzun sarı
saçları vardı. Yeşil ve ela karışımı gözleri gerçekten de ışığa göre renk
değiştirirdi. Farklı bir tını vardı Asuman’ın havasında. Asla kelimelere
tamamen dökebileceğim bir netlik de değildi bu farklılık. Ama ne olursa olsun
biliyordum işte, Asuman’ın benim tam da kalbime dokunan daha başka kimsede
olmayan bir hoşluğu vardı. Bazen bu bahsettiğim his, o insanı hiç tanımadan
gelir. Uzaktan bir küçük bakışla beraber o enerji bir anda kalbinizden
vuruverir sizi. Asuman da galiba benim için biraz böyle bir hikâyeydi. Gözlerine baktım ve rüzgârın arasına karışan
saçlarına; ne olduysa sanki o an oldu. Ama beni böylesine büyülemesi bu bakışla
olmadı; bu sadece bir başlangıçtı. O’nu tanıdıkça, tınısına daha da yaklaştıkça
kalbimde tarif edemediğim bir his yavaş yavaş bütün vücudumu kaplamaya başladı.
Artık ele geçiriyordu beni. Tüm bedenimle beraber bu kadın için çarpan kalbimin
gümbürtüsünü dinliyordum.
O gün için havanın
güzelliğini de fırsat bilip Rıza kaptan ile balığa çıkacaktık. Rıza kaptan ile
yalnız kalmak benim için ayrı bir tecrübeydi. Açıkçası ben bu adamı tam
anlamıyla çözemiyordum. Nasıl biri, nelere kızar, Asuman ile araları gerçekten
nasıl, bu sorulara kesin bir cevap bulmak beni zorluyordu. Sessiz bir insandı.
Çizgili şapkasını hava nasıl olursa olsun kafasında görürdüm bir şekilde.
Yaptığı işi sevdiğini hissediyordum ama aynı zamanda tam adını koyamadığım bir
mutsuzluk vardı sanki Rıza kaptanda. Denize açılmak için gerekli hazırlıkları
yaptıktan sonra kayığın ipini çözüp, biraz da itip kayığın içine doğru atladım.
Atlar atlamaz arkamı döndüm; gitmeden önce Asuman’ı bir kez daha görebilmek
için. Bize bakıyordu. Gülümsedi, el salladı. İçimde ılık ılık akan o hissi
hissedebiliyordum. Bir bakışında o hisse teslim olmamak benim için neredeyse
imkânsızdı.
Denizin ortasına
kadar açılmıştık. Ağlarımızı denize atıp beklemeye başladık. Rıza kaptan her
zamanki gibi sessizdi. “Hava bugün çok güzel.” dedim. Kafasını sanki bu
güzellikten bihabermiş gibi yukarı kaldırıp “Hakikaten öyle.” dedi. Bu lafın üstüne, bizim bu güzelliği
onaylamamızı beklermişçesine, havada bir anda kara bulutlar oluşmaya başladı.
Anlam verememiştim havanın bir anda böyle değişmesine. İşin kötü tarafı bu kötü
hava içinde denizin ortasında kalıvermiştik. Kara bulutlar çok bekletmeden yağmurunu
üstümüze yağdırmaya başlamıştı. İlk önce minik minik başlayan yağmur hızlanıp
başımıza bela olacağını o andan belli ediyordu. Rıza kaptana baktım “Ne
yapacağız şimdi kaptan?” diye sordum yüzümde endişeli bir ifadeyle. “Sahile
geri gidelim, burada durmamız riskli artık.” dedi sakin bir şekilde. Derken bir
anda yağmur yerini fırtınaya bıraktı. Burada ölürsem, diye düşündüm, Asuman’ı
bir daha göremezdim. Rıza kaptan da belki göremezdi. Bir an için daha önce
hissetmediğim bir şey hissettim; vicdan. Bu adamın karısına âşıktım ve bundan
katiyen haberi yoktu. Bu sırla beraber ölmek istemiyordum. Rıza kaptana
açılmayı düşündüm. Tüm bu düşünceler aklımdan geçerken hızlı hızlı kürek
çekiyorduk. Bir yandan gök gürültüleri, bir yandan yağmur ve diğer tarafta da
kendinden geçmiş bir şekilde kürek çeken iki insan. Bu adam ne kadar şanslı
olduğunu biliyor muydu? Karısının altın sarısı saçlarının nasıl bir nimet
olduğundan haberi var mıydı ya da? Beni en çok sinirlendiren şeylerden biri de
Asuman’ın hak ettiği sevgiyi almadığını düşünmemdi. Rıza kaptanın donuk yüzünde
kim hak ettiği sevgiyi bulabilirdi ki? Belki hissettiğim vicdan duygusu beni
duygularımı haykırmaya götürüyordu ama gerçekten beni harekete geçiren şey
Asuman’ın uğradığı bu haksız durumdu. Benim sevgimden habersiz yaşıyordu. Hâlbuki
aklımdan, kalbimden, bedenimden taşan bu sevgi sonuna kadar Asuman’ın hakkıydı.
Bu kadın, benim sevgimi kabul etmese bile, onu bilmeyi hak ediyordu.
Fırtınanın içinde
yolu anca yarılamıştık. Tüm bu düşünceler aklımda çarpışırken bir anda
haykırıverdim: “Ben senin karına aşığım!”. Rıza kaptan ilk önce ne duyduğunu
anlamadı bile. Hızlı hızlı kürek çekerken duyduğu bu sözü idrak ettikten sonra
yavaşça kafasını kaldırdı. Direkt bir şekilde yüzüme, gözlerimin içine bakmaya
başladı. Sadece gözlerimin içine bakıyor, yüzünde donuk bir ifade
bulunduruyordu. O donukluk arkasında bana sinirlendiğini hissedebiliyordum. Ne
yapacaktı şimdi bu adam? Beni kayıktan atabilirdi, boğazıma yapışabilirdi ama
bunların hiçbirini yapmadı; çok daha kötüsünü yaptı; sadece gözlerimin içine baktı. O kadar
korktum ki o an için, aklımda olasılıklar adeta çarpışıyordu. Bu donuk yüz bana
baktıkça sanki başıma korkunç bir şeyler gelme olasılığı daha da artıyordu. Ağzını
açtı, bir şeyler diyecekti, o kadar vakitten sonra bana küfür etmesini
bekledim. “Terk et burayı.” dedi. O kadar sakin söyledi ki bu cümleyi, sanki tüm
sakinliği bu cümleye kadardı. Eğer terk etmezsem başıma geleceklerden artık
sorumlu olmayacağımı da hissettirmişti bana. Rıza kaptanı gerçekten tanımamak
bana pahalıya mâl olmuştu. Bu adamın ne
yapacağını asla kestiremiyordum. İşin daha da kötüsü ya Asuman’a zarar verirse
diye düşünmeye başladım. Ne yapacaktım, Asuman’ı bir daha göremeyecek miydim?
Kafam allak bullak olmuştu. Ama içimdeki korku ağır bastı; hem kendim için hem
de Asuman için, gidecektim. “Tamam”. dedim sakin bir şekilde. Rıza kaptan bana
hiçbir şey söylemedi, kürek çekmeye devam etti. Sahile ulaşmamıza çok az kala
tekrar güneş açmaya başladı. Bir tuzağa düşmüş gibi hissettim kendimi. Tüm bu karmaşanın
içinde deli gibi sevdiğim kadından bir şekilde kopmak zorunda kalmıştım. Doğru ya da yanlış yaptığıma dair hala kesin
bir kanı yoktu kafamda. Bir şekilde olaylar buraya gelmişti. Sahile vardığımızda
her zamanki gibi kayıktan atladım, ipi bağladım ve kaptanın çıkmasını bekledim.
Bu sefer yanımdan geçerken gözlerimin içine son kez dediğimi yap dermiş gibi
baktı. Kafamı öne eğdim. Gözlerim dolmuştu. Arkamı dönüp Asuman’a son kez
baktım. Gülümsedi, her zamanki gibi. Rahatlamış duruyordu aynı zamanda,
fırtınadan sağ salim döndüğümüzü görebildiği için. Üzgün olduğumu fark etmişti.
Hiçbir şey demeden uzaklaştım sahilden. Uzun süre buraya dönemeyeceğimi
biliyordum. İstesem de ayaklarım götürmezdi beni. Kalbim kırıktı ama gerçeği
içimde tutsak tutmamanın verdiği bir özgürlük de vardı. Eve gittim, Rıza kaptan
ve Asuman’ı düşündüm. En çok da Asuman’ı düşündüm. Ben uzun süre sahile ayak
basmayı kesmiştim. Tüm bu zaman diliminde de Rıza kaptan ve Asuman’ın adayı
terk ettiklerini öğrendim. Benimle bir alakası var mıdır diye düşünmeden
edemedim elbette. Ancak büyük ihtimalle olayların arkasında bilmediğim daha çok
şey vardı. Ben yine de düşünmeye devam ettim; bu aşkı, hislerimi, ona
verebileceğim hayatı. Ne olursa olsun, hak ettiği hayatı almasını istedim,
benle ya da bensiz. Bu istek gerçekleşti mi hala bilmem. Bildiğim tek bir şey
vardı; Asuman’ın o altın sarısı saçları, hâlâ kalbimin etrafında çevriliydi.
Yorumlar
Yorum Gönder